SENDİKACILAR BU YAZIYA ÇOK KIZACAK

Memur Sendikacılığının günümüzdeki uygulamalarına baktığımızda kendilerinden önce gelen, bedel ödeyerek kazanım elde eden işçilerden aldıkları hazır mirasa konmuş mirasyedi olduklarını söyleyebiliriz. Hele hele son yıllarda sendikacılık yapıyoruz diye naralar atarken klavye sendikacılığına kendilerini kaptırmaları ve internet siteleri üzerinden birbirlerini suçlayarak TARAFTARlarını hoşnut eden gösterişli lakırdılar etmeleri dışında dişe dokunur bir şey yaptıklarını söylemek doğru olmaz.
Horoz dövüşü, deve güreşi tadında devam eden ipte yürüyen cambaz gösterisini izleyen TARAFTARların cambaza bakarken cepleri boşalmakta olsa da; alan memnun, satan memnun sanane be adam serzenişlerinin geleceğini de hesap etmemiz gerekebilir kendi adımıza.İpteki cambaza bakan TARAFTAR ne zamanki ceplerinin boşaldığının farkına varır o zaman cambazlara söylenmeye başlar. İzlemeyeceğim bu gösteriyi bi daha küstüm gidiyorum verin tasolarımı, alın misketlerinizi... Bu arada cambazlara koşulsuz sadakat, itaat ve güven içerisinde olanlar ise cambaza kızıp küsenlere kızarlar. Hırsızın hiç mi şuçu yok diyenler ise kalabalıkta cılız birer ses oluverirler.
Atalarımız boşuna dememiş yalnız taş duvar olmaz diye...Kime sorarsanız sorun, cevap değişmez. Cevap veren herkes, birilerinin güdümünde yaşamak ve sorunlarını bu yolla çözmek yerine örgütlü olarak yaşamayı ve sorunlarını da örgütlü olarak çözmeyi istediğini söyler.
Günümüz insanı düşünen konuşan ve örgütlü insandır. Çağdaş toplumlar, artık birbirinden kopuk bireylerden çok, örgütlü insan topluluklarından oluşmaktadır. Örgütlü toplumsallaşma, demokrasi olgusunu da beraberinde getirir.Demokrasiyi yaşanır ve kalıcı kılan hiç kuşkusuz onun katılımcı özü STKlardır. Demokratik sivil örgütlenmeler düşünen,üreten herkes tarafından bir yaşam biçimi olarak içselleştirilmelidir. Demokrasiyi özürlerinden kurtarmanın tek yolu toplum dinamizminin temsil yeri olan sivil örgütlenmelerdir. Toplumda bireylerin değil örgütlerin sesi yükselmelidir. Böylelikle kulak tırmalayan bireysel kakafoni toplumsal bir senfoniye dönüşebilir.
Memurların sendikal örgütlenmesine tarihsel olarak baktığımızda, oldukça kısa bir geçmişi olduğunu görürüz. Avrupa’da memur sendikalarının ortaya çıkışı, işçi sendikalarından çok sonra, özellikle ikinci dünya savaşı sonrasında kamu hizmetlerinin gelişmesine ve yaygınlaşmasına paralel olarak gerçekleşti ve yaygınlık kazandı.
İlk memur örgütlenmesi 1890 yılında ABD posta işletmelerinde fiilen kuruldu ve 1917 yılında Amerikan kongresi tarafından yasal olarak tanındı. İngiltere’de 1908 yılında memurların örgütlenmesi başlarken, 1916 yılında yasal olarak tanındılar. Fransa’da memur sendikalarının devlet tarafından yasal olarak tanınması ancak 1946 yılında gerçekleşti.
Memurların örgütlenme çabasında işçilerin gerisinde kalmasının kuşkusuz çeşitli nedenleri var. Memurluk rejiminin kapitalizmin tarihsel gelişimi açısından özel ve ayrıcalıklı bir rejim olarak ortaya çıkmış olması, bu nedenlerin başında geliyor. Gerçekten de memurlar, başlangıçta hemen her ülkede diğer çalışanlara kıyasla daha “ayrıcalıklı” bir azınlığı oluşturdular ve devleti temsil ettikleri tespitinden hareketle memurlara özel, “ayrıcalıklı” olarak ifade edebileceğimiz kurallar uygulanmaya başlandı. Bu durum, memurların örgütlenmesini uzun süre geciktiren bir etki yarattı.
Memurlar, ilk zamanlarda devlete olan bağlılıkları ve sahip oldukları ayrıcalıklar nedeniyle örgütlenmeye gereksinim duymamış olsalar da, zaman içinde söz konusu ayrıcalıkların hızla aşınmaya başlaması nedeniyle, hak ve çıkarlarını koruyup geliştirmek için örgütlenmek zorunda kaldılar.
İşçi sendikaları 1970’li yılların ortalarından itibaren uygulanan ekonomik politikalara paralel olarak gerileme eğilimi içine girerken, özellikle piyasa merkezli politikaların çeşitli ülkelerde sert bir şekilde uygulandığı 1980’li yıllardan itibaren, memurların sendikalaşması artarak sürdü.
Memur sendikaları, işçi sendikalarına oranla daha geç ortaya çıkmış olsa da, doğuşu ve tarihsel gelişimi açısından değerlendirdiğimizde, memurların da tıpkı işçiler gibi devletin karsı çıkmasına ve yasaklar koymasına rağmen sendikalar kurması ve tüm yasak ve engellemelere rağmen sendikalarını yaşattığı görüldü. Memur sendikaları, daha geç ortaya çıksa da, tıpkı işçi sendikaları gibi önce fiili olarak kuruldu. Yasal ve fiili engellere rağmen hızla gelişti ve yaygınlaştı.
Türkiye’de 1980’li yıllarda başlayan kamu emekçilerinin sendikalaşma süreci, tıpkı dünyanın diğer ülkelerinde olduğu gibi fiili olarak başladı ve kamu emekçileri “Grevli toplu sözleşmeli sendika hakkı” talebi üzerinden 1990’lı yıllarla birlikte hızlı bir örgütlenme sürecine girdi.
Memur sendikaları, üye sayısı bakımından büyümesine karşın, geçtiğimiz dokuz yıl içinde kamu emekçileri sendikal hareketine kaynaklık eden taleplerden hemen hiç birisi ciddi anlamda karşılanamadı. Bu durumun ortaya çıkmasında kuşkusuz dünyanın hiçbir yerinde olmayan “toplugörüşme” gibi anlamsız bir “pazarlık” mekanizmasının etkisi yadsınamaz. Ancak yine de, memur sendikalarının üye sayısının artmasına rağmen, sendika ve konfederasyonların sendikal mücadele içindeki gücü ve etkisinin buna paralel olarak güçlenmemesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak, yüz binlerce sendika üyesinin “pasif üyeler” olarak kalmasının önüne geçilemedi. *
Ülkemizde öğretmenlerin örgütlenmesi oldukça zorlu, zahmetli bir süreçten geçmiştir. Bugün öğretmenler sendika ve dernek kurabilmekteler. Ancak öğretmenlerin örgütlenme konusunda hala büyük sorunlarla karşılaştıkları görülmektedir. Öğretmenlerin büyük çoğunluğu hala sendikalara üye değildir. Özellikle kadın öğretmenler, genç öğretmenler, Eğitim Fakültesi ve Fen- Edebiyat ve İlahiyat Fakültelerinden mezun öğretmenler arasında hiçbir sendikaya üye olmayanların oranlarının yüksek olduğu görülmektedir. Öğretmenler, sendikal etkinliklerinden dolayı disiplin cezaları almaktadır. Sendikalı öğretmenler, sendika tüzüğünü okumamaktadırlar. Sendikalı ve sendikasız öğretmenler arasında kitap okumayanların oranı %30,2’dir. Hiçbir sendikaya üye olmayan öğretmenlerin %58,1’i sendikalara üye olmayı düşünmemektedirler.**
Ülkemizde memurların %55'i öğretmenlerin %65'i sendikalı ancak yapılan araştırmalarda örgütlenme bilincine sahip olarak sendikaya üye olmanın oldukça düşük oranlarda olduğu görülmektedir. Yapılan anketlere verilen cevaplarda sendikaya üyeliğin ya arkadaş tavsiyesiyle ya da siyasi görüşe yakınlık sebebiyle olduğu görülmektedir.
Örgütlü olmanın en önemli özelliği örgüte sadakattir. Tarih boyunca tüm topluluklar bu esas üzerine kurulmuştur. Ne yazıkki aynı kavram toplulukların dejenerasyonunun ve istismarının da sebebi olmuştur. Bu yüzden örgütlü olununca sorunların çözüleceği ve boyunduruklar altına girilmeyeceği tezini savunanlar büyük bir yanılgıya düşüyorlar. Hali hazırda belirttiğimiz sebeplerden sendikaya üye olanlar örgütlenme bilincine sahip olmadan ya taraftara dönüşüyor ya da bitaraf olacağım diye bertaraf oluyor.
Örgütlenmede sadakat ve itaat olmadan örgütlenme olmaz. Sadakat ve itaat kavramları hidrojen ile oksijen elementleri gibidir. Doğru birleşimde hayat demek olan suyu oluştururlar. Yanlış birleşimde ise ölüm demek olan nükleer bombayı oluştururlar. Hele bir de bunlara fitili ateşleyici olarak koşulsuz güveni koydunuz mu işlem tamamdır.
Memur Sendikacılığının günümüzdeki uygulamalarına baktığımızda kendilerinden önce gelen, bedel ödeyerek kazanım elde eden işçilerden aldıkları hazır mirasa konmuş mirasyedi olduklarını söyleyebiliriz. Hele hele son yıllarda sendikacılık yapıyoruz diye naralar atarken klavye sendikacılığına kendilerini kaptırmaları ve internet siteleri üzerinden birbirlerini suçlayarak TARAFTARlarını hoşnut eden gösterişli lakırdılar etmeleri dışında dişe dokunur bir şey yaptıklarını söylemek doğru olmaz.Horoz dövüşü, deve güreşi tadında devam eden ipte yürüyen cambaz gösterisini izleyen TARAFTARların cambaza bakarken cepleri boşalmakta olsa da alan memnun, satan memnun sanane be adam serzenişlerinin geleceğini de hesap etmemiz gerekebilir kendi adımıza.İpteki cambaza bakan TARAFTAR ne zamanki ceplerinin boşaldığının farkına varır o zaman cambazlara söylenmeye başlar. İzlemeyeceğim bu gösteriyi bi daha küstüm gidiyorum verin tasolarımı, alın misketlerinizi... Bu arada cambazlara koşulsuz sadakat, itaat ve güven içerisinde olanlar ise cambaza kızıp küsenlere kızarlar. Hırsızın hiç mi şuçu yok diyenler ise kalabalıkta cılız birer ses oluverirler.
Bu tabloda cambaz gösterisini yapmış parasını almıştır, hırsız hünerini göstermiş parasını çalmıştır, TARAFTAR ise cambaza bakmış ama parasını kaptırmıştır.Herşey tirajikomik bu hikayede olduğu gibi devam ederse memur sendikacılığı toplumsal örgütlenmenin en büyük ama en zayıf halkası olmaya mahkumdur.
Memurlar, örgütlenmeye evet ama bilinçsiz, sorumsuz, koşulsuz örgütlenmeye hayır demelidir. Memurlar, sendikaların şeffalığını, demokratikliğini, siyasetle ilişkilerindeki pazarlıklarını sorgulamalıdırlar.
Türkiye'deki en büyük STK'lar olan Siyasi Partiler bile şeffaflaşma adına gelir-giderlerini internet sitelerinden yayınlarken, yüzbinlerce üye adına devletten para alan sendikaların gelirlerinin ve giderlerinin kamuoyu tarafından bilinememesi sizce de komik değil midir? Memurlar üye oldukları sendikaların gelir-gider tablosunu her ay düzenli olarak mutlaka istemelidirler. Kamu adına hükümetten hesap soran sendikacı istiyorsak, kamu adına önce sendikaların ve sendikacıların hesap vermesi gerekir. Bir zamanların jaguarlı sendika ağaları işçi sendikacılığını nasıl bitirmişse memur sendikalarının başına bunlar gelmeden tedbir almak gerekebilir.
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)
.jpg)

